Hz. Muhammed kendisine vahiy gelmeden önce de kişilik ve karakteri ile çevresinin takdirini toplamış biri idi. Sözüne öylesine güvenilirdi “Doğru sözlü ve güvenilir” anlamına gelen “Muhammed-ül-emîn” olarak adlandırılmıştı. Mükemmel bir insan olduğunu bütün dünyânın tasdîk ettiği Muhammed aleyhisselâma dürüstlüğü ve sadâkati (doğruluğu) sebebi ile en büyük düşmanları dahi Muhammed-ül-emîn demekte tereddüt etmemişlerdir. Kendisine peygamberlik bildirildikten sonra da müşrikler tarafından bu özelliği her zaman takdir edilmiştir.

Hz. Muhammed  otuz beş yaşındayken yağan yağmur ve seller yüzünden Kâbe’nin duvarları hasar görmüştü. Mekkeliler, binâyı yeniden inşâ etmeye başladılar. Hacer-ül-esved taşını yerine koyma sırası gelince; her kabîle onu koyma şerefine kendisi kavuşmak istediğinden aralarında ihtilaf çıktı. Birkaç gün süren bu anlaşmazlık sebebiyle neredeyse kan dökülecekti. Sonunda orada bulunanlar, Benî Şeybe kapısı tarafından ilk gelen kimsenin hakemliğini kabûl etmeye karar verdiler ve kapıdan girecek kimseyi beklemeye başladılar. O sırada Muhammed kapıdan girdi. “İşte Muhammed-ül-emîn O’nun hükmüne râzıyız.” dediler. Hz. Peygamber bir örtü üzerine Hacer-ül-esvedi koyup her kabîleden bir kişiye tutturarak taşı yerine yerleştirdi. Böylece büyük bir anlaşmazlık Muhammed-ül-emînin hakemliğiyle son buldu.

Allah Resûlü (s.a.s.), Müslümanlardan hırsızlık, zina, içki gibi had cezası gerektiren en ağır suçları işleyenlerin bile Cennet’e girebileceğini belirtir, fakat yalanı Müslüman’a bir türlü yakıştıramaz. Aşağıdaki hadisler, kıssalar konunun ehemmiyetine vurguda bulunması açısından önemlidir.

İçinde kuşku uyaran şeyleri bırak, terk et (kuşku olmayan bir iklimde yaşa). Doğruluk insanın içinde itminan (tam inanma, kalbin tatmin olması) ve oturaklaşma hâsıl eder. Yalana gelince burkuntudur, bulantıdır. (Tirmizî, Kıyame, 60)

Doğruluk insanı Allah’ı razı edecek iyiliğe götürür. İyilik de insanı cennete götürür. Kişi doğru söyler ve doğruyu arar da sonunda Allah indinde sıddîk(doğru sözlü) diye kaydedilir. Yalan da kişiyi haddi aşmaya götürür. Haddi aşmak da ateşe, Cehennem’e götürür. Kişi yalan söyler ve yalanı araştırır da sonunda Allah’ın indinde yalancı diye kaydedilir. (Buharî, Edeb , 69; Müslim, Birr , 102-103)

Dâima doğruluğu araştırın; doğrulukta helâkinizi görseniz bile. Ancak muhakkak ki doğrulukta sizin kurtuluşunuz vardır. (Kenzü l-Ummal, 3/344)

Dört özellik vardır; kimde bu özellikler bulunursa o kimse halis münafıktır. Kimde bunlardan biri bulunursa, onu bırakıncaya kadar kendinde nifaktan bir özellik var demektir: Emanete hıyanet eder. Konuşunca yalan söyler. Söz verince sözünde durmaz. Husumet edince, kıskanınca haddi aşar. (Buharî, İman, 24; Müslim, İman, 106)

Kul yalan söylemeye ve yalan söyleme niyetini taşımaya devam edince bir an gelir ki, kalbinde önce siyah bir nokta belirir. Sonra bu nokta büyür ve kalbinin tamamı simsiyah olur. Sonunda Allah nezdînde yalancılar arasına kaydedilir. (Muvatta, Kelâm,18)

Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem), Size büyük günahların en büyüğünü haber vereyim mi? buyurmuş ve bunu üç kere tekrar etmişlerdi. Evet. deyince: Allah’a şirk koşmak, anne-baba haklarına riayetsizlik, cana kıymak! buyurdular. Bu sırada dayanmış durumda idi, yere oturup: Haberiniz olsun! Yalan söz, yalan şahitlik. dedi ve bunu o kadar tekrar etti ki, Keşke kesse artık! temennisinde bulunduk. (Buharî, Şehadet, 10; Müslim, İman, 143)

İnsanları güldürmek için mizah tarzında komik konuşanlara Hz. Peygamber(sas) şöyle buyurmuştur: Yazıklar olsun o kimseye ki, insanları güldürmek için konuşur ve yalan söylerler! Yazık ona, yazık ona! (Ebu Davud, Edeb, 88; Tirmizî, Zühd, 10)

Bir başka Hadis-i şerifte, Allah Resulü “Kalbi doğru olmayanın imanı doğru olmaz. Dili doğru olmayanın da kalbi doğru olmaz.” buyurdu. (İbni Ebiddünya)

Peygamberimiz(sas) haber vermektedir: Kul yalan söylediğinde meydana getirdiği şeyin fena kokusundan melek kendisinden bir mil uzaklaşır. (Tirmizî, Birr, 46)

Yalan söylemek, Kurân öğrenip ahkâmıyla amel etmemek, zina yapmak, faiz yemek: bu dört fiilin kabirde azap sebebi olacağına, rüya hadisi delildir. Peygamber Efendimizin rüyasında azap içinde gördüğü kimselerin azap sebeplerinin bu dört fiil olduğunu Cebrail (aleyhisselâm) kendisine bildirmiştir. (Buhari, Cenaiz , 92)

Peygamberimiz(sas) buyurdular ki: Ey insanlar, pervanenin ateşe atılması gibi sizi yalanın peşine düşmeye sevkeden şey nedir? Hâlbuki, üç yer hariç yalanın her çeşidi Âdemoğluna haramdır. Bu üç yere gelince: Kişinin rızasını sağlamak için eşine yalanı; harpte söylenecek yalan; İki Müslüman’ı barıştırmak niyetiyle söylenen yalan. (Tirmizî, Birr, 26)

Peygamberimiz (sas) yalanı ve yalancılığın terk edilmesini istemekte, şaka bile olsa yalan söylenmesini hoş karşılamamakta, kulun şaka da olsa yalan söylemeyi, doğru da olsa münakaşa etmeyi bırakmadıkça iyi bir mümin olamayacağını ve yalanı terk edene Cennette köşk verileceğini beyan buyurmaktadır: Şaka da dahil yalan söylemeyene Cennette bir köşk garanti ederim. (Ebu Davud, Edeb,7)

Safvan İbnu Süleym (r.a.) anlatıyor: “Ey Allah’ın Resulü! dedik, mümin korkak olur mu?”
“Evet!” buyurdular. “Pekiyi cimri olur mu?” dedik, yine:
“Evet!” buyurdular. Biz yine:
“Pekiyi yalancı olur mu?” diye sorduk. Bu sefer: “Hayır! buyurdular.” (Muvatta, Kelam 19, 2,990)

Ticarette doğruluk, iktisadî kalkınmayı meydana getirir. Güven ve doğruluk sosyal hayatın en önemli özelliğidir. Yalan ve hile karıştırılmayan tüccarlığın, dünya ve ahirette insana faydası olacağını Allah Resûlü haber vermektedir: Emin ve doğruluktan ayrılmayan ticaret ehli (âyette sırat-ı müstakim ashabı olarak zikredilen) peygamberler, sıddîkler, şehitler ve salihlerle beraberdir. (Tirmizî, Büyû, 4)

Kıyamet günü tüccarlar facirler(günahkârlar) olarak diriltilecektir. Ancak Allah’tan korkanlar, iyilik yapanlar ve doğruluktan ayrılmayanlar müstesna. (Tirmizî, a.y.; İbn Mace, Ticârât, 3)

Elden geldiğince doğru olan tüccarların bile sattıkları mallara haram karışmış olabileceği anlatılmakta ve şu tavsiyede bulunmaktadır: Ey tüccarlar! Satış işine yemin ve boş söz, yalan bulaşmaktadır. Siz Rabbin öfkesini söndüren sadaka karıştırın. (Ebu Davud, Büyû, 1; Tirmizî, Büyû , 4)

Cenab-ı Allah’ın rahmet nazarıyla bakmayacağı kişiler; malını yalan yeminlerle satan kişi (Müslim, İman , 173) malını yalan yeminlerle reklâm yapan, yaptığı iyiliği başa kakan kişidir. (Müslim, İman , 171).

Resulullah aynı konu ile ilgili olarak başka bir hadis-i şerifinde şöyle demiştir: “Alıcı ve satıcı birbirlerinden ayrılmadıkları sürece alışveriş sözleşmesini bozabilirler. Eğer doğru konuşup varsa ayıpları söyleyerek, her şeyi açıklarlarsa alışverişlerinde bereket olur. Eğer gizlerler ve yalan söylerlerse alışverişlerinin bereketi gider.” (Buhari ve Müslim173)

Allah Resûlü (s.a.s.), etraftaki hükümdarlara İslâm a davet mektupları gönderiyordu. Bu mektuplardan birini de Roma imparatoru Hirakl’e (Hireklius) göndermişti. Hirakl, mektubu baştan sona okudu. O sırada Şam bölgesinde bulunan Ebû Süfyan’ı çağırttı ve aralarında şu şekilde bir konuşma oldu.
-O na en çok uyanlar kimlerdir, zenginler mi, fakirler mi?
-Fakirler.
-Hiç O na inananlardan dönenler oldu mu?
-Şimdiye kadar hayır.
-Artıyorlar mı, eksiliyorlar mı?
-Her geçen gün biraz daha artıp çoğalıyorlar.
-Hayatında hiç yalan söylediğini duydunuz mu?
-Hayır, O nu hiçbirimiz yalan söylerken duymadık.
Ve işte mektubun tesirinden sonra henüz Müslümanların en amansız düşmanı olan Ebû Süfyan’dan aldığı bu cevaplarla çarpılan Hirakl, kendini tutamayarak şöyle dedi:
Bir insanın bunca zaman, insanlara yalan söylemekten kaçınıp da Allah’a karşı yalan söylemesi düşünülemez. (Buharî, Bed ül-vahy, 6)

Abdullah b. Amir anlatıyor: Bir gün Allah Resûlü evimizde otururken, annem beni çağırdı ve: Hele bir gel sana ne vereceğim dedi. Aleyhissalâtü vesselâm, anneme:
Çocuğa ne vermek istemiştin? diye sordu. Annem de, Ona bir hurma vermek istemiştim. deyince:
Dikkat et! Eğer ona bir şey vermeyecek olursan üzerine bir yalan yazılacak! buyurdular. (Ebû Davud, Edeb, 88)
Evlilik, doğruluk ve dürüstlük üzerine kurulur ve yürür. Toplumun temel taşı aile yuvasının devamı ve tamiri için, aldatmak için olmaksızın iyi niyetle yalan söylenebileceği belirtilmiştir. Bir adam Peygamberimiz’e gelerek: Ey Allah’ın Resûlü, ben eşime yalan söyleyebilir miyim? diye sordu: Peygamberimiz de: Yalanda hayır yoktur. buyurdular. Söz verme ve yararı için söylememe ne dersiniz diye tekrar sorunca Efendimiz: “Öyleyse sana bir vebal yok.” buyurdular. (Muvatta, Kelâm,18
Acı da olsa, doğruları söyleyiniz. (Şuabü’l-İman, 4592)
Sizden kimse, ne şaka ne de ciddî olarak kardeşinin değneğini almasın. Kim kardeşinin değneğini almışsa hemen ona geri versin. (Ebu Davud, Edeb, 93; Tirmizî, Fiten, 3)

Peygamberimiz ve arkadaşları bir yolculuk esnasında konaklama yerinde sahabelerden biri uyurken arkadaşı gidip şaka yapıp bineğinin ipini alır. Uyanınca ipini bulamayan zat kaybettim diye korkar. Durumu öğrenen Peygamber Efendimiz: Bir Muslüman’a bir başka Müslümanı korkutmak helâl olmaz! Buyurur. (Hadislerle Müslümanlık: 1007)

KAYNAKÇA:
Kur-an’ı Kerim
O. ORAL Yeni Ümit Dergisi Sayı: 64 Aralık 2014

NOT:
Hadislerdeki anlaşılması zor olan ya da birbirine çelişkili gibi görünen ifadeleri konu edinen hadis bilim dalına müşkilü’l-hadis denir. Muhtelifu’l-hadis veya ihtilâfu’l-hadis kavramları da aynı anlama gelir. Hadisleri doğru anlamak için bu ilmin bilinmesi zorunludur. Aksi halde tek bir hadis ele alınıp, konu bütünlüğü olan diğer hadisler ve bunların yorumu bilinmezse, hadislerde kastedilmeyen yanlış çıkarımlar elde edilebilir. Hz. Peygamberden sahih olarak rivâyet edilen iki hadis, bazen ilk bakışta aralarında çelişki varmış gibi görülebilir. Bu tür hadisler ya ortak bir yorumla birleştirilir ya da biri diğerine tercih edilir. Bu değerlendirmelerin hadis ilminde özel kuralları vardır. Müşkilu’l-hadis dalında yazılan bazı eserler şunlardır: İbn Kuteybe’nin (ö. 276/889), Te’vîlu Muhtelifu’l-Hadis; Tahâvî’nin (ö. 321/933) Te’vîlü Müşkili’l-Âsâr; İbnü’l-Cevzî’nin (ö. 597/1200) et-Tahkîk fî Ehâdisi’l-Hılâf.