Kuranî bir kelime olarak kizb, yalan ve yalancılık demektir. Dilimizde kizb kelimesi, tekzip etmek tabirinde geçer; tekzip etmek, yalanlamak demektir. Yalan ve yalancılık, karşısındakini aldatmak maksadıyla söylenen ve gerçeğe uymayan söz ve bu sözü söylemektir. Sıdkın, doğruluğun, zıddıdır. Çünkü kizb(yalancılık), küfrün esasıdır, kizb nifakın(münafıklığın, iki yüzlülüğün), birinci alâmetidir, kizb Kudret-i İlâhiye’ye (Allah’ın gücü ve kuvvetine) bir iftiradır, kizb hikmet-i Rabbaniye’ye zıttır. Yüksek ahlâkı tahrip eden kizbdir, İslâm âlemini zehirlendiren ancak kizbdir, insanlık âleminin ahvalini fesada veren kizbdir, insanları kemalâttan(manevî-ahlâkî terakkiden) geri bırakan kizbdir, İslâmiyet’in esası doğruluktur, sıdktır, imanın hassası(özü, özelliği) sıdktır, bütün kemalâta götüren doğruluktur, yüce ahlâkın hayatı doğruluktur.. (Nursi, 93) Nursi, Bediüzzaman Said, İşaratül-İcâz.
    Kizb, değişik türevleriyle Kuran’da üç yüzden fazla âyette geçmektedir. İslam dini yalan ve yalancılığı büyük günahlardan sayarken münafıklığın ve kafirliğin de en önemli alametlerinin yalan ve yalancılık olduğunu belirtir. İmandan sonra en büyük erdem olarak kabul gören doğruluk ise İslamiyet’in sosyal yapısında hayati derecede rol oynayan prensiplerin başındadır. Buna bağlı olarak riyakarlık ve gösteriş de yalanın bir çeşidi olarak kabul edilir. Dalkavukluk ve yapmacık hareket alçakça bir yalancılık; nifak ve münafıklık ise tehlikeli yalancılık olarak ele alınır. Yalancılık, Yüce Allah’ın kudretine iftiradır. Küfür ise bütün çeşitleriyle yalanın ta kendisidir. İman ise sıdktır, doğruluktur. Buradan bakıldığında iman ile yalanın arasında hadsiz bir mesafe vardır. Doğu ve batı kadar birbirinden uzak olması gerekir. Ateş ve nur nasıl birbirine girmez ise yalan ile doğruluk da asla iç içe olamaz. Hatta İslam dini mübalağa ederek bir şeyi olduğundan fazla veya büyük göstermeyi, olmayan vasıflarla tavsif etmeyi, kinaye yaparak bir şeyi başka bir doğruyla değiştirmeyi de yalan saymaktadır.
    Allah Teâlâ(c.c.), Yalan sözden sakınınız! (Hac, 22/30), buyurmaktadır.
    Allah adına yalan söyleyen ve hak kendisine geldiği zaman onu yalanlayan kimseden daha zâlim kim vardır? Kâfirler için cehennemde yer mi yok? (Zümer, 39/32)
    Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve doğru söz söyleyin. Allah işlerinizi düzeltir ve günahlarınızı bağışlar. (Ahzâb, 33/70-71)
    Şüphesiz Allah, O, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir; şu halde O’na kulluk edin. Dosdoğru yol budur. (Zuhruf Suresi, 43/64)
    Onlar, yalana şahitlik etmeyen, faydasız boş bir şeyle karşılaştıkları zaman, vakar ve hoşgörü ile geçip gidenlerdir. (Furkan, 25/72)
    Münafık; sözü özüne uymayıp, olduğundan farklı göründüğünden gizli kâfir olup asla mümin ve müslüman değildir. İnsanlardan bazıları da vardır ki inanmadıkları hâlde Allah’a ve ahiret gününe inandık derler. (Bakara, 2/8)
    Ey iman edenler Allah’tan korkun, bir de sadık olanlarla beraber olun. (Tevbe, 9/119)
    Bunun için onlar, iş ciddileşince derhal Allah’a verdikleri sözde sadakat gösterselerdi, kendileri için elbette hayırlı olurdu. (Muhammed, 47/21)
    Şüphe yok ki münafıklar, cehennemin en alt katındadırlar(derk-i esfel). Artık onlara asla bir yardımcı da bulamazsın. (Nisa, 4/145)
    Şüphesiz müslüman erkeklerle müslüman kadınlar, mü’min erkeklerle mü’min kadınlar, itaatkar erkeklerle itaatkar kadınlar, doğru erkeklerle doğru kadınlar, sabreden erkeklerle sabreden kadınlar, Allah’a derinden saygı duyan erkekler, Allah’a derinden saygı duyan kadınlar, sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkeklerle oruç tutan kadınlar, namuslarını koruyan erkeklerle namuslarını koruyan kadınlar, Allah’ı çokça anan erkeklerle çokça anan kadınlar var ya, işte onlar için Allah bağışlanma ve büyük bir mükafat hazırlamıştır. (Ahzâb, 33/35)
    İman edenler ancak, Allah’a ve Peygamberine inanan, sonra şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerdir. İşte onlar doğru kimselerin ta kendileridir. (Hucurât, 49/15)
    Bu mallar özellikle, Allah’tan bir lütuf ve hoşnutluk ararken ve Allah’ın dinine ve peygamberine yardım ederken yurtlarından ve mallarından uzaklaştırılan fakir muhacirlerindir. İşte onlar doğru kimselerin ta kendileridir. (Haşr, 59/8)
    Kalplerinde münafıklıktan kaynaklanan bir hastalık vardır. Allah da onların hastalıklarını artırmıştır. Söyledikleri yalana karşılık da onlara elem dolu bir azap vardır. (Bakara, 2/10)
    Andolsun, Mûsâ’ya Kitabı(Tevrat’ı) verdik. Ondan sonra art arda peygamberler gönderdik. Meryem oğlu İsa’ya mucizeler verdik. Onu Ruhu’l-Kudüs(Cebrail) ile destekledik. Size herhangi bir peygamber, hoşunuza gitmeyen bir şey getirdikçe, kibirlenip (onların) bir kısmını yalanlayıp bir kısmını da öldürmediniz mi? (Bakara, 2/87)
    Süleyman’ın hükümranlığı hakkında şeytanların (ve şeytan tıynetli insanların) uydurdukları yalanların ardına düştüler. (Bakara, 2/102)
    (Bunların durumu) Firavun ailesinin ve onlardan öncekilerin durumu gibidir: ayetlerimizi yalanladılar. Allah da onları günahlarıyla yakaladı. Allah azabı çok şiddetli olandır. (Al-i İmran, 3/11)
    Sana (gerekli) bilgi geldikten sonra artık kim bu konuda seninle tartışacak olursa de ki: “Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı çağıralım. Biz de siz de toplanalım. Sonra gönülden dua edelim de, Allah’ın lanetini (aramızdan) yalan söyleyenlerin üstüne atalım.” (Al-i İmran, 3/61)
    Kitap ehlinden öylesi vardır ki, ona yüklerle mal emanet etsen, onu sana (eksiksiz) iade eder. Fakat onlardan öylesi de vardır ki, ona bir dinar emanet etsen, tepesine dikilip durmadıkça onu sana iade etmez. Bu da onların, “Ümmîlere karşı (yaptıklarımızdan) bize vebal yoktur” demelerinden dolayıdır. Onlar, bile bile Allah’a karşı yalan söylerler. (Al-i İmran, 3/75)
    Onlardan(Kitap ehlinden) bir grup var ki, Kitap’tan olmadığı halde Kitap’tan sanasınız diye (okudukları) Kitap’tanmış gibi dillerini eğip bükerler ve, “Bu, Allah katındandır” derler. Halbuki o, Allah katından değildir. Bile bile Allah’a karşı yalan söylerler. (Al-i İmran, 3/78)
    Artık bundan sonra Allah’a karşı kim yalan uydurursa, işte onlar zalimlerin ta kendileridir. (Al-i İmran, 3/94)
    Sizden önce (ki milletlerin başından) nice olaylar gelip geçmiştir. Yeryüzünde gezin dolaşın da yalanlayanların sonunun nasıl olduğunu bir görün. (Al-i İmran, 3/137)
    De ki: “Allah hakkında yalan uyduranlar asla kurtuluşa eremezler.” (Yûnus, 10/69)
    Kim Allah’a karşı yalan uydurandan daha zalimdir? İşte bunlar, Rablerine arz edilecekler ve şâhitler de, “Rablerine karşı yalan söyleyenler işte bunlardır” diyeceklerdir. Biliniz ki, Allah’ın lâneti zalimler üzerinedir. (Hûd, 11/18)
    Ey Kavmim! Elinizden geleni yapın. Şüphesiz ben de (elimden geleni) yapacağım. Rezil edici azabın kime geleceğini ve kimin yalancı olduğunu yakında bileceksiniz. Gözleyin. Şüphesiz ben de sizinle beraber gözlüyorum. (Hûd, 11/93)
    Yalanı, ancak Allah’ın âyetlerine inanmayanlar uydurur. İşte onlar, yalancıların ta kendileridir. (Nahl, 16/105)
Dr. Esra GÜLMEZ